Neden Bası Yarası Oluşur?


Basınç: Bası yarası oluşmasında öne çıkan en önemli faktör basınçtır. Dış ortamdaki sert dayanma yüzeyi (oturduğu yer veya yattığı yatak) ile kemik çıkıntı arasındaki basınç, doku kan basıncı üzerine çıkar ve dokuların kansızlığa dayanabileceği azami süreyi aşarsa bu basınç o bölgede yara oluşmaya başlar. Basınca maruziyet ne kadar uzun sürerse veya ne kadar sık tekrarlar ise yaranın derinliği ve etkilenen dokular da o kadar fazla olur.
Dokulardaki kapiller kan damarlarındaki basınç ölçülmüş ve arteriollerde 32 mmHg bulmuştur. Vücudun bir bölgesi bu değeri aşan basınca maruz kaldığında o bölgede kansızlık yani iskemi oluşacaktır. Vücuttaki dokular basınçtan farklı şekilde etkilenirler. 500 mmHg’lik bir basıncın 2 saat veya 100 mmHg basıncın 10 saat uygulanması, kaslarda ölüm (nekroz) oluşturması için yeterlidir. Deride 600 mmHg değerindeki basıncın 11 saat uygulanması ile nekroz olabilmektedir. Bu değerlerden ciltte nekroz olmadan da alttaki dokularda nekroz olabileceği görülebilmektedir.

Nörolojik Bozukluklar: Her ne kadar kemik çıkıntılar üzerindeki basınç yara oluşması için en önemli faktörse de tek baçına bası yarası oluşması için yeterli değildir. İnsan bedeninde dokular iskemik kaldığında (kanlanmadığında) kişi ağrı duyacaktır. Buna cevap olarak da kişi pozisyonunu değiştirme ihtiyacı hissederek basıya maruz kalan bölgeyi rahatlatacaktır.
Ancak nörolojik bir sebepten dolayı kişinin ağrı duymadığı veya pozisyonunu değiştiremediği durumlarda (felçli hastalar, periferik nöropatisi olan hastalarda gibi) veya yoğun bakımlarda bilinci kapalı yatan hastalarda bu mekanizma devre dışı kalmaktadır. Bu hastalara düzenli olarak pozisyon değişikliği yaptırılamaz ise bası yaraları oluşmaktadır.

Enfeksiyon: Bası yarası oluşan bölgede kan akını bozulmuş ve buna ikincil olarak bağışıklık sistemi de olumsuz etkilenmiştir. Ayrıca basıncın fazla olduğu bölgelerde bakterilerin hızla çoğalabildiği gösterilmiştir. Enfeksiyon gelişimi için bu kadar uygun ortamın olduğu yerde bakteriyel bulaşma (kontaminasyon) sonrası enfeksiyon hızlı ilerler ve doku hasarı oluşmasında olumsuz etkisi olur. Bakterilerin salgıladıkları kollajenolitik enzimler doku harabiyetini arttırarak doku nekrozunun büyümesine neden olur.
Doku ödemi (şişliği): Basınç altında ve duyusu olmayan deride kısa sürede ödem gelişir. Basınç devam ettiği sürece arteriyel basınç da artar ve plazma damar yatağından sızarak ödem oluşur. Bölge kaslarındaki felç kasların pompalama fonksiyonunda bozukluğa, bu da lenf akımının drenajının bozulmasına neden olarak ödemin artışına sebep olur.

Nem: Derinin nemli kalması deride maserasyon denilen durumun gelişmesine sebep olur. Uzun süre sıcak suda elimiz kaldığında parmaklarımızda oluşan buruşma benzeri bir durumdur. Masere olan deri normal deriye göre daha frajil (kolay yaralanabilen) ve bakteriyel kontaminasyona, enfeksiyona daha açık deridir.

Sürtünme (Friksiyon): Kan dolaşımını bozmadan ve iskemi yapmaksızın deri ülserine, yani deride yara açılmasına katkıda bulunan bir mekanizmadır. Friksiyon sonucunda derinin üst tabakalarında kayıp oluşur. Derinin üst tabakası ile derinin bazal (alt) tabaka hücrelerinin birbirinden ayrılması ülserasyon oluşumu ile sonuçlanır. Özellikle masere olan deride sürtünme etkisi ile yara (ülser) gelişimi çok daha kolaydır. Genel durum bozulması ve metabolik sorunlar: Beslenme bozukluğuna yol açacak her durum yara iyileşmesi için olumsuz etki yaratacağından aşırı kilo kayıpları, diyabet gibi hastalıklar bası yaralarının oluşması ve hızla derinleşmesi için de risk faktörü teşkil eder.

Bunlara ek olarak yaşlı hastalarda, senil demans ve genel düşkünlük nedeniyle sürekli aynı pozisyonda yatma durumu söz konusudur. Zeka geriliği olan hastalarda benzer sorunlarla karşılaşabilir. Uzun süre komada kalan hastalar, birden fazla kırığı olup kırıklara bağlı uzun süre hareketsiz ve alçıda veya traksiyonda kalan hastalarda hareketsizliğe bağlı bası yaraları oluşabilir. Omurga yaralanmalarında, içindeki omuriliğin (spinal kordun) tam kesilerinde distalde kalan kısmın lokal refleks aktivite kazanması sonucu, hastada istemsiz kasılmalar oluşur. Bu durum her iki alt ekstremitenin birbirine sürtünmesine bağlı bası yarası oluşabilir.

Sonuçta bası yarası yukarıda bahsedilen faktörlerin birkaçının bir arada etki göstermesi ile oluşur. Risk altındaki hasta gruplarında olabildiğince neden olan faktörlerin ortadan kaldırılarak yara oluşumunun engellenmesi tedavideki ilk basamak olmalıdır.
Prof.Dr. Halil İbrahim Canter
Prof.Dr. Halil İbrahim Canter
Halil İbrahim Canter, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi İngilizce bölümünden 1996 yılında mezun olmuş, aynı üniversitenin Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Bölümünde 2003 yılında uzmanlık eğitimini, 2008 yılında İleri Plastik Cerrahi doktora programını tamamlamıştır. 2006-2007 yıllarında ABD’de Klinik fellow olarak Kraniofasiyal cerrahi alanında çalışmıştır. Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi alanındaki ihtisası haricinde Ağız Çene ve Yüz Cerrahisi ihtisası ve El Cerrahisi üst ihtisas mevcuttur. 2009 yılında Doçent, 2014 yılında Profesör unvanlarını almıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir